SİYASİ PEYZAJLAR

Konya Ovası’nın arkeolojik peyzajları, Anadolu Yarımadası’ndaki en eski devletlerin oluşumu, idamesi ve çöküşünü anlamamızda paha biçilemez bilgiler sunmaktadır. En ilgi uyandırıcı veri kümelerinden biri, ilk olarak Hasan Bahar’ın yaptığı yüzey araştırmasında keşfedilen daha sonra KRASP tarafından da bulunan diğer buluntu yerlerini de kapsayan müstahkem tepeler ağından oluşmaktadır (şekil 1). Çoğu tahkimatlar MÖ 1. binyılın geç dönemine tarihlendirilirken bu buluntu yerlerinin birçoğu, Demir ve Tunç Çağları’ndaki iskana işaret eden seramik buluntu gruplarına ev sahipliği yapmaktadır. Bazı yerleşimler, olasılıkla MÖ 3. binyılın geç döneminde halihazırda iskân edilmiştir. Bu savunma ağı, Konya Ovası’nın iç kesimine erişim sağlayan önemli noktaları kontrol eden bir stratejiyi kuvvetli bir biçimde desteklemektedir ve bu da Konya Ovası’nda MÖ 2. binyılın erken döneminde çoktan olgunluğa erişmiş olan bir bölgesel devlet oluşumu sürecine işaret etmektedir.

2018 arazi sezonunda Kane Kalesi’nin mimarisinin sayısal olarak belgelenmesi için bir program başlatılmıştır. Volkanik bir tepeciğin en üst noktasında inşa edilmiş olan bu kale araştırma bölgemizdeki en büyük müstahkem tepedir ve Konya Ovası’na erişimi sağlayan kuzey-güney doğrultusunda bir ana geçitte (bugünkü Konya-Aksaray otoyolu) yer almaktadır. Kalenin total station ile oluşturulan ilk planı (şekil 2), en az iki yeniden kullanım tabakası gösteren bir savunma duvarı ve ayrıca garnizon olarak kullanılmış olması muhtemel aşağı yamaçların çevresinde kurulu geniş çaplı bir yerleşimi de göstermektedir. 2018 arazi sezonunda toplanan çanak çömlekle yapılan ilk çalışmalar, bu tepenin ilk kez Orta Tunç Çağı’nda iskân edildiğini göstermektedir.

MÖ 13. yüzyılın sonları ve MÖ 9. yüzyıl arasında Konya Ovası’nın siyasi peyzajları, Luvice yazıtlı kaya anıtları ile de tanımlanmış ve tartışılmıştır (şekil 3). Bunlar arasında Kızıldağ, Karadağ ve Hatip anıtları, Tarhuntašša’nın (Kurunta) Geç Tunç Çağı krallığı ve Tabal’ın (Hartapu) Demir Çağı krallığından iki farklı yöneticiye atfedilmektedirler. Bu iki krallığın siyasi sınırları olukça tartışmalı bir durum olmakla birlikte birçok araştırmacı, bu iki devletin de Konya Ovası’nın en azından bir kısmının sınırları içinde yer almış olduğu konusunda hemfikirdir.

Eğer Konya Ovası, sırasıyla Tarhuntašša’nın ve Tabal’ın sınırları içine yerleştirilebilirse muazzam büyüklükteki Türkmen-Karahöyük yerleşiminin, bu Geç Tunç Çağı ve Demir Çağı krallıklarının önemli bir merkezi olduğu sonucu ortaya çıkacaktır. Buluntu yerinin önemi, sadece büyüklüğü ile değil aynı zamanda yerleşimin Kızıldağ ve Karadağ’daki Luvice yazıtlı anıtlara oldukça yakın olan konumuyla da ilişkilidir. Her iki anıt da Türkmen-Karahöyük’ün en büyük mekânsal yayılımının olduğu dönem boyunca aktif olarak işlev gördüğü kesindir (bkz. Köylerden Kentlere sayfası).