DEĞİŞTİRİLEN PEYZAJLAR

Ekolojik peyzajların üzerindeki etkiler ve etkileşimler ve peyzaj değişikliklerinin orta ve uzun vadeli etkileri, KRASP’ın ana araştırma konularındandır. Fark edilebilir çevresel değişimlerin ne ölçüde, Holosen (yaklaşık MÖ 9500’ten günümüze kadar) boyunca kademeli olarak gerçekleşen iklimsel bozulmanın sonuçlarından ziyade insan aktivitelerine atfedilmesi gerektiği bir tartışma konusu olmakla birlikte çevresel değişimdeki bir dönüm noktası, bariz bir şekilde Konya Ovası’nın MÖ 8500-7500 civarında Neolitikleşmesi ile temsil edilmektedir.

Özellikle Çatalhöyük’te yapılan araştırmalar, yerleşmenin 1000 yıllık iskân dönemi boyunca biyoçeşitlilikte (diğer bir deyişle bir ekosistemde bulunan bitkilerin ve hayvanların sayısında) gerçekleşen kademeli düşüşe dikkat çekmiştir. Bu, olasılıkla tarım alanlarının ve meraların genişlemesi nedeniyle yabani bitkiler ve hayvanlar için mevcut alanın azalmasının ve kısmen, evcilleştirilmiş ve yabani türler arasında bir rekabetin oluşmasının sonucu olmuş olmalıdır.

Ayrıca sulama sistemleri, büyük olasılıkla ovanın hidrografisinde uzun vadeli değişikliklere neden olmuştur: ana nehir yataklarının değiştirilmesi, bataklıkların kurutulması ve bozkıra su taşınması ve böylelikle, Çarşamba ve May Deltaları’ndaki ve civarlarındaki hassas nehir ekosistemlerinin yapılarının değiştirilmesi. Sulama sistemlerinin ortaya çıkışı, KRASP için temel ilgi alanlarındandır ancak en eski kanal sistemlerini belirleyebilmek oldukça zordur. Şu anda, konuyla ilgili bilgimiz, özellikle Konya Ovası’nın bozkır alanlarından edindiğimiz bilgiyle, doğrudan olmayan kanıtlarla kısıtlıdır. Bu bölge, KRASP’ın çalışma alanının en kurak kısmıdır. Günümüzde bölge, yağmur suyuna dayalı tarım için gerekli en düşük yağış miktarının altında kalan yıllık ortalama 240 mm yağış (şekil 1) almaktadır ve modern çiftçilik ve yerleşim faaliyetleri tamamen sulamaya dayalıdır. Yüzey araştırmamızın sonuçları, bu bölgede, Toroslar ve Bozdağlar’ın eteklerinde, su kaynaklarının yakınında yer alan geç tarih öncesi buluntu yerleri haricinde, daimî (çiftçilikle uğraşan) yerleşimlerin Geç Tunç Çağı’na kadar başlamamış olduğunu göstermektedir (şekil 2).

Daha fazla veri ve analiz gerekmekle birlikte bu marjinal peyzajlarda görülen ve öncesi olmayan yerleşimlerin, Çarşamba Deltası’nın ötesinde, ovanın bir kanal sistemiyle sulanması için sarf edilen (devlet-öncülüğünde) eşgüdümlü bir çabayla ilişkili olabileceğini düşündürtmektedir.