YÜZEY ARAŞTIRMASI YÖNTEMİ

KRASP, farklı ekolojilerde bulunan farklı buluntu yeri türlerini keşfetmek ve konumlarını belirlemek için çeşitli arazi çalışmaları yapmakta ve uzaktan algılama yöntemleri kullanmaktadır. Bazı yöntemlerimiz, Douglas Baird’in 1995-2002 yılları arasında Çumra, Karatay ve Meram ilçelerinde yürüttüğü Konya Yüzey Araştırması Projesi’nin öncü çalışmalarından geliştirilmiştir. Önceki yüzey araştırmaları büyük çoğunlukla yeri oldukça kolay tespit edilebilen (örneğin, bir arabadan) ve rahatlıkla görülebilen höyük yerleşimlerine odaklanılmıştır. Daha az görünür türde olan diğer arkeolojik buluntu yerleri (örneğin, düz yerleşimler, geçici konaklama yerleri, mezarlık alanları, taş ocakları ve müstahkem tepeler) daha gelişmiş ve karmaşık teknikler gerektirmektedir.

Arazi çalışmalarından önce güncel ve tarihi uydu görüntüleri (Google Earth, CORONA ve GAMBIT, şekil 1), buluntu yerlerini ve alanda bulunan diğer arkeolojik kalıntıları belirlemek üzere analiz edilmektedir. Uydu görüntüleri, höyükleşmiş buluntu yerleri, tümülüsler, kaleler, yağmalanmış alanlar, yollar ve bunun yanı sıra paleogöller, paleokanallar ve suyu çekilen kıyı kalıntıları gibi eski çevresel niteliklerin tespit edilmesinde oldukça yarar sağlamaktadır. Benzer şekilde, uydu görüntüleriyle olan çalışmalarımızı tamamlayan, yüksek çözünürlüklü 3B Sayısal Yükseklik Modelleri’ni (şekil 2), höyük yerleşimlerinin yayılımını belirlemek için kullanmaktayız. Aynı zamanda topoğrafik haritalar da höyük yerleşimleri, kaleler ya da kervansaraylar gibi çok göze çarpan buluntu yerlerinin tespit edilmesinde yararlı olmaktadırlar. Son olarak antik yer isimleri de Konya Ovası’nın arkeolojik peyzajının anlaşılmasında bize bilgi sağlamaktadır.

Arazide, bu ön çalışmayla belirlenen “ilgili noktalar” ziyaret edilerek, uzaktan algılama yöntemleriyle tespit edilmesi zor olan tümülüsler ve kaya mezarları gibi ölü gömmeyle ilişkili diğer yapılar, devşirme malzemeleri, mağaralar ve taş ocakları gibi diğer arkeolojik alanlar da yaya olarak veya araç kullanılarak ‘sahada’ uygulanan yöntemlerle tespit edilmektedir. Bunların yanı sıra yukarıda bahsedilen yöntemlerle belirlenmesi mümkün olmayan arkeolojik buluntu yerlerinin tespitinde ise yerel bilgiye başvurulmaktadır. 

Buluntu yerleri tespit edildikten sonra boyutları ve topoğrafik özelliklerine göre sınıflandırılmakta ve malzemeler bu sınıflamalara göre toplanmaktadır. Mümkün olduğu durumlarda ise yerleşmenin yakın çevresinde bulunan sulama kanalı kesitleri veya yığılı topraklar, arkeolojik malzemenin varlığı için araştırılmakta ve böylelikle, kısmen alüvyon altında gömülü kalmış olsa da buluntu yerlerinin büyüklüğünün belirlenmesine olanak sağlanmaktadır (şekil 3). Sadece iskân edildiği dönemin tarihi ve yaklaşık yayılım alanı ile ilgili bilgilerine ihtiyaç duyulan buluntu yerlerinde sistematik olmayan yüzey toplamaları yeterli olmaktadır. Daha yüksek çözünürlüklü veri elde etmek istediğimiz buluntu yerleri için ise toplam çanak çömlek parçası miktarını saymak ve tanımlayıcı malzemeleri toplamak için karelaj oluşturmayı içeren daha sistematik bir yaklaşım benimsenmektedir (şekil 4). Bu yöntemle, buluntu yerinin hangi kısımlarının hangi iskân dönemlerinde kullanıldığı daha kesin olarak tespit edilebilmekte ve hatta belirli bir yerleşim tabakasındaki farklı aktivite alanları (örneğin, depolama ya da yiyecek hazırlama) dahi ayırt edilebilmektedir. Mimari kalıntıların görünür olduğu buluntu yerlerinde (örneğin, kaleler) ise sayısal bir mimari plan (şekil 5) oluşturmak için insansız hava aracından (İHA ya da drone) elde edilen dikey hava fotoğrafları ile birlikte total station kullanılmaktadır. 

Verilerimizin kaydı, yönetimi, analizi ve sergilenmesi için sayısal bir veri tabanıyla birlikte bir CBS platformu kullanılmaktadır.